SALİH DİLEK

POSTNİŞİN

 

Kapıdan bakıyorsunuz; küçücük bir ayakkabı dükkânı, dikdörtgen şeklinde, beş altı kişi ayakta dursa sıkışıklık olur, duvar boyu raflarda ayakkabı kalıpları, kalıplanmış ayakkabılar, tamire gelmiş ayakkabılar, tezgâhın üstünde birkaç dergi, kitap, raflarda ayakkabı kalıbından çok kitap, tezgâhın arkasında, ağzında cıgarası, cıgaranın yanına tutuşturulmuş çiviler, o çivileri ağzından çıkarıp, örsün üstünde, alabildiğine alışkın bir ahenkle ayakkabıya çivileyen yahut ayakkabıyı diken, dikerken iğneyi tezgâha değil ara verdiğinde bir cıgara gibi ağzında tutan, sakallarının üstü bıyıklarının altı yarı nikotin yarı tuhaf ayakkabı boyası sarısına çalan orta yaşlı bir adam…

 

Bir ayakkabıcı, hadi tam tanımlayalım, ayakkabı tamircisi dükkânı modern zamanda nasıl bir tekkeye dönüşür; şöyle: O tekkenin sahiden dükkân sahibini, tamirci ustasını “şeyh” bilmesi, o tekkede bağdaş kurmasa da sandalyeye oturması, diz çökmese de diz kırması, çorba içmese de çay içmesi, şeyh sohbet etmese de kendiliğinden oluşan sohbete katılması, dinlemesi, halleşmesi, söyleşmesi gerekir ve bu gereklerin tamamı yerli yerincedir.

 

Yakın zamanın İslamcılık tartışmaları, bütün teferruatıyla ve bütün tedaisiyle o dükkânda yapılır.

 

Toplumu ilgilendiren popüler arkaik her konu o dükkânda konuşulur.

 

Az buçuk mürekkep yalamış esnaftan, eşraftan, akademiden, askeriyeden, cins ve aykırı adamlar, çokça mürekkep yalamış, kamuoyunun bildiği başta Nuri Pakdil olmak üzere başka aykırı ve cins adamlar da o tekkenin müdavimlerindendir.

 

Tekke şeyhi ise biçimsel tahsili ilk mekteple sınırlı, asıl tahsilini ise hayatın ve kendi cehdinin dizi dibinde tamamlayan, deneme yanılma ustası, deneme yenilme ustası bir tuhaf âdemdir.

 

Saçları ve sakaları hafif kızıla çalar. Haksızlığa karşı daima kabına sığmaz bir öfke barındırır ve her öfkelendiğinde gözlerinin akı da kızıla çalar.

 

Çay ve Kuran tiryakisidir. Kuran’ı anlayacak kadar Arapçaya hâkimdir.

 

Dükkânında tefsir dersi yapıldığı olur.

 

Bir zamanlar Kılıç Salih olarak Ankara’da nam salmış, her türlü zar ve kâğıt oyunlarını bilir; hatırlamak istemez. Tövbekârlığı gıpta edilesidir.

 

Binlerce yıldır Ankara’da yaşıyor gibi mukimdir.

 

Ahesteliği içinde bir düzeni, bir çabukluğu vardır.

 

Müdavimleri dâhil, dükkâna gelen müşteriler dâhil, en az konuşandır. Sorar, sual eder, dinler, itiraz eder, yine dinler, ikna olmaz yine itiraz eder, yine dinler…

 

Dükkânın görünmeyen bir çivisinde, mendil içerisinde süt, meşin içinde süt gibi emin ve taze durmaktadır.  Süt de, çıkın da, çivi de şeytana direnir.

 

Namazı camide cemaat dağıldıktan sonra kılar. Abdesti usta bir giysi diker gibi özenle alır.

 

Allah derken sahiden Allah der…

 

Salih Dilek bu…

 

Yüzde yüz Firavun karşıtı olanlarımızdan; Nuri Pakdil’in yoldaşlarından…

 

Dilek Kundura Tekkesi’nin şeyhi…

 

Tarikatı tescil edilmemiştir; tescili de tarifi de mümkün değildir.

 

Sabah namazına devrim olacak heyecanıyla kalkar.

 

Yüzü bir aydınlık, bir aydınlık…

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator